|
Prof.Dr.Şükrü HATUN (Elektronik Medya ve Çocuklar ) |
|
|
|
|
Yazar Administrator
|
|
Pazartesi, 29 Ekim 2007 |
Birkaç yıl önce şişmanlık nedeniyle getirilen ergen bir erkek çocuğunu üst kısmını soyarak muayeneye başladığımda büyük bir şaşkınlık yaşamıştım. Şaşkınlığımın nedeni görüntüsü bile “toksik” olan yağ dokusunun yoğunluğundan değildi; boynundan beline kadar omurgalarının sandalyenin çıkıntılarını yansıtan şekil bozukluğundan etkilenmiştim.Ne olduğunu tahmin edebiliyordum ama yine de annesinin “Günde 8-10 saat “play-station” oynuyor, ondan böyle oldu doktor bey” sözleri canımı sıkmıştı açıkçası. Yani şişmanlık önemli bir sorundu ama gelişme çağındaki bir çocukta kalıcı iskelet bozukluğuna yol açan “ihmalkarlık” daha üzücüydü. Onlara biraz da bu üzüntümü yansıtan sözcüklerle konuştuğumda anne bütün aile olarak elektronik oyunlara bağımlı hale gelen, bu nedenle hemen bütün dersleri kötü olan çocukları karşısında çaresiz kaldıklarını söyledi. Aslında o gencin ailesinin çaresizliği ev ortamlarını çocuk odalarına kadar işgal eden ve giderek “integre” hale gelerek etkisini arttıran elektronik medya karşısında hepimizin yaşadığı çaresizlikten farklı değildi. Bir çok anne/ baba gibi ben de örneğin neredeyse tüm dakikaları gerilim ve şiddet dolu kaba/basit TV dizilerini seyreden 13 yaşındaki kızıma çoğu zaman söz geçiremiyordum.
Ama bunların ötesinde, yakın zamanda arka arkaya yayımlanan bir çok araştırma, son yıllarda önem kazanan cinsellik, bağımlılık yapan ilaçlar, şişmanlık ve yeme bozuklukları, hiperaktivite, okul performansında azalma, saldırganlık, intihar gibi sorunlar üzerine medyanın belirgin etkisinin olduğunu gösteriyor. Ülkemizle ilgili veri yok ama ABD’de ortalama bir çocuğun günde 6 saat elektronik medya karşısında zaman harcadığı biliniyor ve bu hemen tümü bu ülke kaynaklı endüstri, dünyadaki bütün çocukları ortalama Amerikalı çocuklara benzetmeye çalışıyor. Saldırgan davranışlara medyanın % 10-30 oranında katkısının olduğunu, internet ortamındaki cinsel içerikli materyallerin erken yaşta cinsel ilişki ihtimalini ve sigaraya başlama riskini iki kat arttırdığını biliyoruz artık. Bu ay çocuk sağlığının en nitelikli dergilerinden birinde yayımlanan bir makale ise “bebek videoları”nın 8-1 6 ay arasındaki çocukların dil gelişiminde gecikmeye yol açtığını kanıtlıyor. ABD’de 100 milyon dolarlık “bebek videosu” pazarının olması ve bir çok anne ve babanın bir yararı olur diye “susam sokağı” benzeri filmleri 2 yaşın altındaki çocuklara seyrettirmesi çocuk gelişimiyle ilgili çok önemli bir sorunla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor. Oysa 2 yaşın altındaki çocukların TV’den pozitif bir şey öğrenmediğini biliyoruz. Bundan önemlisi doğumda “şekil verilmeye müsait” olan insan beyninin, genlerin ve çevrenin etkileşimi ile geliştiğini ve eğitim için en iyi aracın insan yüzü olduğu yaşamın en önemli gerçekleri olarak kabul ediliyor. Hiç kuşku yok ki elektronik medyanın çocuklar üzerindeki bu olumsuz etkisiyle örneğin “küresel iklim krizi” arasında büyük benzerlik var. Her ikisinden de kısa dönemli mali çıkarları insanlığın ve dünyanın üstünde gören piyasa ekonomisinin kör şiddeti sorumlu. Günümüzde çocuk bedenlerini bir tüketim aracına dönüştüren “Fast Food” endüstrisi aynı zamanda en büyük reklam bütçesine sahiptir ve dolayısıyla elektronik medyanın en önemli mali destekleyicidir. Doğa gibi çocukluğu da tehdit eden gelişmeler karşısında ne yapılacağı günümüzün en önemli çocuk sağlığı sorunu ve bu konuda görev ailelere, eğitimcilere ve çocuk hekimlerine düşüyor. Yukarda sözünü ettiğim çocuk hekimliği dergisinde yayımlanan başka bir araştırmaya göre ailelerin TV seyretme konusundaki alışkanlıkları ve kuralları çocukları doğrudan etkilemektedir. Dünyadaki çocuk sağlığı otoriteleri anne/babaların TV setlerini kontrol etmelerini, çocuklarının seyredeceği programlar konusunda sorumluluk duymalarını kesin olarak önermektedir. Buna karşın bir çok ailenin evde TV seyretmeyle ilgili bir kural koymadığını, birazda bu tür eğlence aletlerinin “yardımıyla” pasif (kolay) anne/babalığı seçtiğini görüyoruz. Ailelerin bu tutumlarını hiç vakit geçirmeden değiştirmeleri gereklidir. Bu konuda anne ve babalara kestirmeden söylenebilecek iki şey, 2 yaşın altındaki çocuklara kesin olarak TV seyrettirmemeleri ve çocuk odalarına TV sokmamalarıdır.Öte yandan çocuk hekimlerinin normal bebek ve çocuk izlemi sırasında çocukların elektronik medya ürünleriyle ilişkisini sorgulaması ve ailelere doğru tutumlar konusunda bilgilendirmesi gereklidir.Yani çocukların beslenmesi, evde sigara içilip içilmediği gibi çocukların ne kadar süre TV vs seyrettiği çocuk sağlığıyla ilgili bir konu olarak görülmelidir. Fast-Food endüstrisinin çocuklar üzerine olumsuz etkileri konusunda görüldüğü üzere hükümetlerin ve endüstrinin aldığı tedbirlerin günlük yaşam üzerinde önemli bir etkisi olmamaktadır. Naomi Klein’in yeni kitabının isminden esinlenerek söylersek bu sorunlar “felaket kapitalizminin” sonuçlarıdır. Bu nedenle bir taraftan toplumsal mücadele sürdürülürken öte yandan ve acil olarak “kötülükler” karşısında çocuklarımızı koruma refleksimizle gerekli önlemleri almak biz anne ve babalara düşmektedir.
Favori olarak ekle (82) | Görüntüleme sayısı: 1298
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com All right reserved |
|
Son Güncelleme ( Pazartesi, 29 Ekim 2007 )
|