Şakaklarıma kar mı yağdı ne var? Benim mi Allahım bu çizgili yüz? Ya gözler altındaki mor halkalar? Neden böyle düşman görünürsünüz, Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan! Hangi resmime baksam ben değilim. Nerde o günler, o şevk, o heyecan? Bu güler yüzlü adam ben değilim; Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız; Hatırası bile yabancı gelir. Hayata beraber başladığımız, Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir; Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
Gökyüzünün başka rengi de varmış! Geç farkettim taşın sert olduğunu. Su insanı boğar, ateş yakarmış! Her doğan günün bir dert olduğunu, İnsan bu yaşa gelince anlarmış. 1957 yılının 1 Şubatında doğmuşum. Karlı bir günde 4 günlük sancıdan sonra getirmiş annem beni dünyaya. Ve tam 51 yıl sanki onca yıllar geçmedi de uyudum uyandım.Her şey çabucak akıp geçti.Aşklarım,umutlarım kavgam…. Daha dünün çocuğu olan ben bu gün olgunluk yaşına gelmiş, gördükleri,yaşadıkları ve yaptıklarıyla bir tarih olmuş ben, ne çabuk büyüdümde geldim bu güne?. Oysa her şey daha dün gibi tap taze duruyor belleğimde.. Nerden hangisinden başlayayım? Karda kışta, aç arık, sırtımızda yarmaçalarla 4 km ilerideki ilkokula gidişimizden mi? Aynı önlükle ve önlüklük siyah kumaştan yapılmış çantalarımızla bir ilköğretim dönemimizi bitirmemizden mi? Hele parasızlıktan bir dönem ceketsiz, anamın ördüğü kazakla orta bire gidişimden mi başlayayım? Yâda 7 kmlik yolu her gün gidip gelerek beş parasız, harçlıksız bitirdiğim orta ve lise yıllarımdan mı başlayayım? Aşk ve sevginin ilk kıvılcımlarını yaşadığım ama bir türlü açılamadığım ve bana dertli Davut diye arkadaşlarımın isim taktığı ilk aşkımdan mı başlayayım. Ve hepsinden önemlisi; bir ömür boyu peşimi bırakmayan, yoksulluğumun, isyanımın ve yanıt bulamadığım binlerce sorumun çözümünü bulduğum sosyalist fikirlerle ilk tanışmamdan mı başlayayım? Toplumun üzerine karabasan gibi çöken, bu günün ana nedeni olan, aydınlık ve ülkenin bağımsızlığı için mücadele eden binlerce devrimciyi, aydını silindir gibi ezen 12 eylül zindanlarından mı başlayım önce?. Sonra çok değerli bir dostumun hiç kız arkadaşım olmamasından etkilenip, önerdiği 3 kişi içersinden hiç görmeden beğendiğim şimdi evli olduğum eşimden mi başlayayım? Evliliğim, kızım, dostlarım, kaybettiklerim, kazandıklarım, yaşadıklarım ve yaşamadıklarımdan mı başlayım? Yoksa yanlışlarım doğrularımdan mı başlayayım.? Yoksa geçmişte aklıma getirtmekten bile ürktüğüm ama artık bu gün kanıksadığım ölüm korkumdan mı başlayayım? Başla, başla başla…… Öylesine çok ki başlamam gerekli olan hangisi öncelikli hangisi iz bıraktı belleğimde çıkamıyorum işin içersinden. Belkide bunlar değilde yüreğimin taaa derinliklerine gizlenmiş başka şeyler kim bilir? Şöyle geriye dönüp bir muhasebesini yaptığımda 51 yılımın: isteyerek bilerek yaşadığımı, dolu dolu yaşadığımı, bireyci değil, bölüşümcü yaşadığımı, toplumun kaygılarını kendi kaygılarım sayarak yaşadığımı, her türlü baskıya şiddete karşı koyarak emeğe saygı duyarak, üretenlerin yöneteceği bir dünya özlemi içersinde yaşadığımı söyleyebilirim. Ve bundan böylede bir adım geri atmaya niyetim yok.. Madem ki bir şiirle başladım bir şiirle sonlayayım yazımı:Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Birşey Var Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği İnsan saatlerce bakabilir gökyüzüne Denize saatlerce bakabilir, bir kuşa, bir çocuğa Yaşamak yeryüzünde, onunla karışmaktır Kopmaz kökler salmaktır oraya Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin İnsan bütün güzel müzikleri dinlemeli alabildiğine Hem de tüm benliği seslerle, ezgilerle dolarcasına İnsan balıklama dalmalı içine hayatın Bir kayadan zümrüt bir denize dalarcasına Uzak ülkeler çekmeli seni, tanımadığın insanlar Bütün kitapları okumak, bütün hayatları tanımak arzusuyla yanmalısın Değişmemelisin hiç bir şeyle bir bardak su içmenin mutluluğunu Fakat ne kadar sevinç varsa yaşamak özlemiyle dolmalısın Ve kederi de yaşamalısın, namusluca, bütün benliğinle Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe,bütün evrene karışırcasına Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata sunulmuş bir armağandır Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana
Favori olarak ekle (61) | Görüntüleme sayısı: 793
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com All right reserved |