|
Toplumumuzda demokratikleşmeye,özgürlük ve eşitliğe,barış ve kardeşliğe,birlik ve beraberlik içersinde birbirimizi kabul ederek ve birbirimize tahammül göstererek yaşamaya tam ihtiyaç duyulan zamanlarda maalesef tekrar tahammülsüzlük eylemlerine tanıklık etmekteyiz.Düşüncelerinden,inanç ve ideolojilerinden,kılık ve kıyafetlerinden, yaşam şartlarının farklılığından dolayı biri,diğerini veya bir kesim diğer kesimi kabullenmiyor ve hatta bir arada yaşamayı bile zül addediyor.Böyle bir anlayışın ne dinde,ne ahlakta,ne hukukta,ne de hiçbir felsefe ve ideolojide yeri olmasa gerekir. Böyle bir anlayış psikolojik açıdan bireyleri,sosyolojik açıdan toplumları en derinden etkileyen negatif faktörlerin başında gelir.Çünkü değişik anlayış ve yaşayışlara sahip olsalar da toplumların mükemmeliyetleri birlik ve dirliklerine bağlıdır. Bu bağın kuvvet ve ehemmiyeti toplumların kuvvet ve ehemmiyetlerini de o ölçüde artırır. Bu gün Türk toplumunun sahip olduğu zengin düşünce ve yaşam mozaiğini istismar edip,farklılığımızı ve çeşitliliğimizi ayrılık vesilesi olarak kullanmak isteyenlerin oyununa gelenler, insanlarımızı sağcı-solcu,alevi-sünni,kürt-Türk,laik-antilaik gibi ayrımlara çanak tuttuklarının farkında olmalıdırlar.Özellikle son zamanlarda laiklik üzerinden bu istismarlar artmış,din ve vicdan hürriyetine göre düşünmek ve yaşamak isteyenler, antilaikler olarak takdim edilmeye çalışılmışlardır.Bu çabanın içersinde olanlara göre sanki dindar olanların laik olmaları mümkün değildir.Sanki bu ülkede laiklik sadece onların tekelindedir.Sanki müslümanca düşünenlerin ve yaşayanların Atatürk'ü sevmeleri ve cumhuriyete sahip çıkmaları imkansızdır.Laikliği,Atatürkçülüğü ve cumhuriyeti kendilerine sözde kale edinip bu kaleyi kendileri için siper olarak kullananların hedef tahtasına koydukları insanların da en az kendileri kadar belki de bu oyunlara gelmeyerek onlardan daha çok laik,Atatürkçü ve cumhuriyetçi olabileceklerini unutmamaları gerekir.9 Şubatta yapılan başörtüsünü protesto mitinginde garip bir tablo sergilenmişti.M.Kemal Atatürk ile Lenin aynı pankartta yan yana getirilmişlerdi.Sanki aynı misyonun kişileri gibi…Lenin misyonuna Atatürk’ün bakış açısını nutuklarında görmek çokta zor değil. Ayrıca cumhuriyeti kurarken Atatürk’ün yanında hangi misyon sahiplerinin olduğunu tarihi vesikalar ortaya koymaktadır.Meclisi kuranların ilk fotoğrafları incelendiğinde bunlar görülecektir.İnsanların Lenin’i sevmelerine saygı gösterilebilir.Bu bir görüş ve tercihtir.Ancak hiç sevmediği halde Atatürk’ün de seviyormuş gibi gösterilip istismarına saygı duyulamaz.Bu açıdan laikliğin biraz daha tarihi,ilmi ve dini yönüyle ele alınıp Atatürk'ün laikliğe bakışını değişik boyutlarıyla ortaya koymak zarureti vardır. Avrupa'da Hristiyan-Katolik dünyasında kilisenin halk,ilim adamları ve devlet idarecileri üzerinde ağır baskıları vardı.Her şey kilisenin kontrolü ve onayına bağlı olarak yapılır ;krallara taçlarını papa giydirir,evlilik ve diğer hukuki işlemler ancak kilisenin onayından geçtikten sonra yürürlüğe girerdi.Hal böyle iken İslamiyet'te,din görevlilerinin hiçbir ruhani sıfatları ve imtiyazları yoktu.Avrupa'daki kilise baskıları 1789 Fransız İhtilali'nden sonra sona ermiş laiklik kelimesi Fransız devlet hukukunda kullanılmaya başlamıştır. Laiklik,kilisenin devlet idaresini de elinde tutma isteğine tepki olarak doğmuş olan ve dini,devlet idaresinden uzaklaştırmayı hedef alan bir idare tarzı olarak benimsenmiştir .Laik kelimesi,bize meşrutiyet yıllarında girmiş ve "dindışı anlayış" şeklinde algılanmıştır.Bu anlayış bazen laikliğin ,dinsizlik gibi algılanmasına da sebep olmuştur.Şu anda da yapıldığı gibi önceki tarihler itibariyle de laiklik ile din sanki düşman ve karşıt kavram ve anlayışlarmış gibi sunulmaya çalışılmıştır.Ancak laikliğin ,dinsizlik olmadığını Sadi Borak'ın;Atatürk ve Din isimli kitabının 7.sayfasında Atatürk şöyle ifade ediyor."Laikliği dinsizlikle karıştırmak isteyenler terakkinin ve canlılığın düşmanları ile gözlerinden perde kalkmamış şark kavimlerinin fanatiklerinden başka kimse olamaz.” Yine Hamza Kişioğlu’nun Atatürk ilkeleri ve Din isimli kitabının 24. sayfasında Atatürk’ün “Laiklik,yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir.Bütün yurttaşların vicdan,ibadet hürriyetlerini tekmil etmektir.Ona göre düzeltiniz…” şeklindeki ifadeleri,laikliği şüpheye mahal bırakmayacak şekilde tanımlamaktadır.Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri ll.cilt 90. sayfada şöyle der: “Din bir vicdan meselesidir.Herkes vicdanının emrine uymakta serbesttir.Biz dine saygı gösteririz,düşünceye muhalif değiliz.Biz sadece din işlerini,millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz…” Bu sözden de anlaşılıyor ki; Atatürk’ün laiklik anlayışının iki yönü vardır.Birincisi,din ve dünya işlerinin birbirinden ayrılması;ikincisi,laikliğin getirdiği hak ve hürriyetlerin korunmasıdır…Aynı görüşü Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı’nın “Atatürk” adıyla neşrettiği kitapta bulmak mümkündür.Atatürk’ün laiklik tanımlamasında iki yönün varlığından bahsediliyor ve şöyle deniyor.İlki bu tanımlamada,din ve dünya işlerinin birbirinden ayrılması;diğeri,bütün yurttaşların,vicdanlarının emrettiği şekilde dine karşı durumlarını kararlaştırmakta serbest olmalarını,din seçmekte ve ibadet konusunda da aynı kişisel iradelerine bağlı kalmalarını;kişilerin veya toplulukların birbirlerine müdahale etmemelerini,karşılıklı kınamalarda bulunmamalarını;fakat aynı zamanda,devletin bu hak ve özgürlükleri koruyacak,yürütecek güvenceyi getirmesini ve uygulamasını belirtmektedir.Mustafa Kemal’in bu anlayış ve tanımlaması,gerçekçi ve bilimsel olduğu kadar,milli ihtiyaçlarımıza da uygundur…” Laikliğin dinsizlik veya din düşmanlığı gibi uygulanamayacağını yine Atatürk’ün sözlerinde buluyoruz: “Laik hükümet tabirinden,dinsizlik manasını çıkarmaya yeltenen fesatçılara fırsat vermemek lazımdır…”(Osman Pazarlı,Sosyoloji lişe lll ) Yine Prof. Dr.Afet İnan’ın M.Kemal Atatürk’ten Yazdıklarım adlı eserinde sayfa 85’te Atatürk’ün şu görüşlerine yer verilir:Her fert istediğini düşünmek, istediğine inanmak,kendine mahsus siyasi bir fikre malik olmak, intihap ettiği bir dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve hürriyetine maliktir.Kimsenin vicdanına ve fikrine hakim olunamaz.Vicdan hürriyeti mutlaktır ve taarruz edilemez.Ferdin haklarının en mühimlerindendir,tanınmalıdır…” Atatürk’ün bu tanımlamalarından çıkan sonuca göre; laikliğin dine karşı bir silah olarak değil,bilakis “bütün yurttaşların vicdan,ibadet ve din hürriyetini tekeffül…” edecek tarzda uygulanması istenmektedir.Bu konuda Ordinaryüs Prof. Dr. Ali Fuad Başgil de Atatürk’ü destekler mahiyette fikir beyan ediyor: “En canlı cephesi ve en kısa ifadesiyle laiklik, din hürriyetini ve bundan doğan vatandaş haklarını korumaktır.Devlet hayatında laikliğin gayesi budur. Laik devlet, din hürriyetini ve dindarı her çeşit tecavüze karşı koruyan devlettir…” Bu fikirler ışığı altında denebilir ki, laikliğin temel amacı;din işleriyle devlet işlerini birbirinden ayırmak,dinin ve devletin fonksiyonlarına açıklık getirmektir.Laik devlette din ve devlet ayrılacak; ne devlet dine ne de din devlete hakim olacaktır.Laiklik, demokratik hayat tarzının ortaya çıkardığı bir zarurettir.Bilindiği gibi bu hayat tarzı “Hürriyet ve Eşitlik” Olmak üzere iki ana temele dayanır. Laiklik bu iki ilkenin toplum hayatında uygulanmasını ve onların korunmasını sağlar. Hürriyet, bir insana istediği din ve inancı seçme hakkını verir.Kabul ettiği dinin gereklerini,ibadetlerini yerine getirebilmesi de hürriyet kapsamında yer alır. Hatta bu hürriyete dayanarak bir insan her hangi bir dine ve inanca sahip olmama ve inanmama hakkına,dinsiz bir yaşamı tercih etme hakkına da sahiptir.Buna göre inanan ve inanmayan hiç kimse dini İnanç veya inançsızlıklarından dolayı kınanamaz. Bu tercih kişinin bireysel sorumluluğudur. Eşitlik, laikliğin ikinci temel prensibidir. Fertler kendi hür iradeleriyle seçtikleri dinde, inançları sebebiyle farklı muamele göreceklerse bu hürriyet sözde kalır.Bunu önlemek için laik bir devlet, farklı inanç sahibi vatandaşlarına,kanunları her alanda eşit uygulamak zorundadır. Dini,özellikle İslam’ı,laikliğe karşı gibi gösterenlerin de tutar yanları yoktur.Zira İslam,özü itibariyle de laik düşünceye açıktır.Kur’an-ı Kerim’de ifadesini bulan ayetlerde bu açıkça görülmektedir.Nitekim “Dinde zorlama yoktur.”, “Sizin dininiz size,benim dinim banadır.”, “ Dileyen iman,dileyen inkar etsin.”, “ Sen onlara zor kullanacak değilsin.”tarzındaki ifadeler bunun apaçık göstergesidir.Bu ayet meallerinden görülüyor ki inançlara özgürlük ve eşitlik,laikliğin ortaya çıkmasından çok önce İslami prensiplerde ortaya koyulmuştu.Yani laikliğin özü zaten İslami düşüncenin içinde mevcuttu.Bundan dolayıdır ki,İslam tarihinin hiçbir döneminde,ülkeleri fethedilmiş olsa bile,başka dinden olan insanların inançlarına asla karışılmamıştır. Netice itibariyle bu ülkede inanan-inanmayan farklı fikir ve kökenden olsalar bile herkesin kardeşçe birbirine tahammül ederek yaşamaları gerekir.Bu insan olmamızın da gereğidir.Din veya laiklik kimsenin tekelinde diye düşünülemez. En büyük takım bizim takım,gibi fanatikçe yaklaşımlar hiç kimseye fayda sağlamaz.Milli takım gündeme geldiğinde en fanatikler bile birlikte hareket edebiliyorsa ülkemiz ve geleceğimiz gündemdeyken ayrılık şarkıları söylemenin mantığı ve faydası yoktur.
Favori olarak ekle (55) | Görüntüleme sayısı: 1583
Powered by AkoComment Tweaked Special Edition v.1.4.6 AkoComment © Copyright 2004 by Arthur Konze - www.mamboportal.com All right reserved |